25 Mayıs 2012 Cuma

Mektup

Asteğmen Aydın Özdalga, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e açık mektup gönderdi:

Sevgili Paşam,

Lafı fazla uzatmayacağım.

Türkiye’nin güneydoğu bölgesi bugün itibari ile, düşmanların saldırısı altındadır. Bu iş Ankara’nın göbeğinde karargah binasında oturarak olmaz.

Unutmayın, Atatürk Kurtuluş Savaşını Ankara’da oturarak değil, Kocatepe’de ordusunun başında durarak kazandı:

Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,eğildi, durdu.

Bıraksalar ince,uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon Ovası'na düşmanın üzerine atlayacaktı...

Hemen üstünüzdeki karargah kıyafetini çıkartın ve manevra kıyafetinizi giyin. Daha sonra da karargahın önündeki Genelkurmay Forsunu indirin ve çantanıza koyun.

Genelkurmay Karagahındaki tüm kurmay kadronuzu da, manevra kıyafetini giydirerek, hep birlikte uçağa binerek, Diyarbakır’a uçun.

Diyarbakır’a varınca da Genelkurmay Forsunu 7. Kolordu Karargahındaki direğe çekin ve sadece tek bir cümlelik açıklama yapın:

“ Misak-ı Milli sınırları içinde tek bir düşman kalmayana kadar, buradayım “

TSK’nın varolan tüm asker ve ateş gücünü güneydoğu’ya yığın.Yetmezse yedekleri, hatta benim gibi, artık askerlik çağı dışına çıkmış kişileri de silah altına alın. Ben koşa koşa gelirim.

Bu mücadele için hangi olanaklara ihtiyaçınız varsa isteyin. Hükümet istediklerinizi vermezse, bu millet % 50 oy verdiği hükümetten hesap sormasını da bilir.

Düşmanla mücadele, karargahlarda ya da karakollarda oturup, ara sıra bölgede devriye gezerek olmaz. Olursa da, işte böyle olur ve mehmetcik sürekli pusuya düşer.

Nasıl ki düşman küçük gruplar halinde dağlarda gezerek yaşıyorsa, mehmetcik de öyle yapmalı, dağlarda yaşamalı. Bir temas anında en yakın birlikten – ki mesafe 1.000 metreyi geçmez – ve hava unsurları desteği gelir.

Toplasan 2.000 düşmana karşı, onlar gibi dağlarda yaşayan 20.000 asker yeter de artar bile. Sivrisinekle, tank ve topla mücadele edilmez. Bugün gördük, düşman mayın döşeyip zırhlı araçları havaya uçurabiliyor.

Askerlik hakkında bildiklerim Tuzla Piyade Okulunda aldığım 4 aylık eğitim, okuduğum kitaplar ve izlediğim belgesellerle sınırlı. Bir de 30 yıldır kahrolarak izlediğim başarısız terör mücadelesi ile gözlemlerim var.

Bu nedenle, 40 yıllık bir piyade subayı olarak, yazdıklarıma belki de güleceksiniz. Ama unutmayın ki, 30 yıldır bitiremediğimiz düşman ne harp okulu mezunu, ne de harp akademisi mezunu. Düşman çok basit bir taktikle; “ Dağda yaşa, küçük gruplar halinde gez, büyük eylem öncesi birleş ve vur - kaç “ taktiği ile bize kan kusturuyor.

Tabi terör ile mücadelede daha iyi bir stratejiniz varsa, onu uygulayın.. Ama bugünkü stratejide daha fazla ısrar etmeyin. Varolan strateji iflas etmiştir.

Ve bir tavsiye... F-16’lar gece Kandil’i vurmuş ! Eğer amaç pilotlara atış eğitimi vermek ise, bir diyeceğim yok. Yok amaç düşmanı yok etmekse, heyhayt... Daha jetler gelmeden düşman mağaralara girer, belki bir kaç düşman ölür, hepsi bu.

Düşman çölde çadırda yaşasa jetle vurmak doğru olurdu ama, düşman dağda ve mağarada yaşıyor. Harcanan paraya yazık.Kandil’in çözümü ancak havadan indirilen ve karadan Kuzey Irak’a giren birliklerin kıskac harekatı ile olur. Tıpkı 1974’deki Kıbrıs Barış Harekatında olduğu gibi...

Bir de lütfen bu yıl 30 Ağustos Zafer Bayramı resepsiyonu falan vermeyin. Gün, resepsiyon günü değil, mücadele günü.

Hayırlısıyla düşmanı güneydoğu’dan silip, Ankara’ya döndüğünüzde, Zafer Bayramını hep birlikte coşkıuyla kutlarız.

Saygılarımla.

Aydın Özdalga
179. Dönem Piyade Asteğmen

13 Ocak 2012 Cuma

Cennetin En Büyük Transferi

Futbol oynarken hiç görmediğiniz bir futbolcu düşünün.
Aşık olduğunuz renklerin sembolü olmuş,Galatasaraylı dedenizin bile anlatırken gözlerinin içinin parıldadığı bir futbolcu.
Büyükada denilince "Lefter'i de görürüm belki" heyecanını düşünün.Hayatınız boyunca canlı olarak görmediğiniz birisini sevmeyi düşünün.
Ki o birisi zamanında sırf Rum kökenli diye -bu toprakların kötü huylarından- baskı görsün,buna rağmen en büyük en efsanevi olsun.
Ben hiç görmedim Lefter'i.Attığı golleri.
Şahit olmadım 42 yaşında futbolu bırakıp 43 yaşında Takımın ona ihtiyacı olduğunu bilip geri dönmesine.
Ben sadece onun Fenerbahçe'yi nasıl sevdiğini gördüm,duydum.
Şimdi aramızda yok.Biz burada 1 kişi eksiğiz.10 kişi oynayan takım gibi değiliz de daha Kaptanı atılmış takım gibiyiz.
Kendimi hep "belki acı çekiyordu,bu acılardan kurtuldu cennet onun" diye avutuyorum.
Ağlamamak için tutamıyorum kendimi.Çünkü o sadece bir futbolcu değil.
Lefter Fenerbahçe'ydi.
Lefter Halkın Omuzlarından hiç indirmediği çubukluydu.
Şimdi bizi Cennette temsil ediyor.
Huzur içinde uyu baba.
Selam söyle Ayetullah Bey'e,Selam Öyle Naci Barlas'a,Şükrü Saraçoğlu'na,Fikret'e,Cihat'a.
Gerçi sen duramazsın anlatırsın.Hasta yatağında mektup yazan adam Cennette sessiz kalır mı?
Ama bil baba sensiz çok eksiğiz.

Ver Lefter'e
Yaz Defter'e
Bitti Kalem Doldu Defter
Bu alemde Kral Lefter.

Huzur içinde uyu baba.

2 Aralık 2011 Cuma

Safları Sıklaştıralım Fenerbahçeli,Aradan İmam (!) Geçemesin

Hiçbir şeye değişilmez senin sevgin bu dünyada.

General Harrington Fenerbahçe'yi kapatmaya çalıştığında aslında ibret alınacak bir direniş sergiledi Fenerbahçe Taraftarı.Neredeyse 1 asır önce ülkenin her karış toprağını cetvel çizerek paylaşan adamlar bir spor kulübünü kapatmış ancak hiç beklemedikleri bir cevap almışlardı.
  Buradan Kasedi ileri sarıyoruz.

3 Temmuz sabahı uzun zamanlı planların harekete geçirildiği,ülkeyi hemen hemen ele geçirmiş cemaatin Fenerbahçe'yi ele geçirme emellerinin başladığı vakitti.İstenilen şey Devlet'ten bağımsız Fenerbahçe'nin ele geçirilmesiydi.Buraları hepimiz biliyoruz,yaşadık,yaşıyoruz.

3 Temmuz günü spontane bir şekilde saat 18.00'da Mabed'in Migros mağazası olan tarafında 500-600 kadar Fenerbahçeli toplanmış bağırıyorlardı.Çevik kuvvet potansiyel terörist olarak gördüğü Fenerbahçe taraftarına karşı her zamanki gibi çok nazikti.Yoğurtçu Parkı tarafını kapatıp,Kızıltoprak'a doğru yürümek isteyen Fenerbahçelileri durduruyor,dağılın işte diyerek el atından coplarını  gösteriyorlardı.Öfkeyle beraber kafalarda soru işaretleri vardı.O gece milyonlarca Fenerbahçeli gibi benim de aklımda sorular vardı. "Guiza'nın gol atacağını kim bilebilirdi amına koyim?" ya da "Abi ben Eskişehir maçında stattaydım,şike yoktu ya" diyerek bir yandan kendimi avutuyor,bir yandan da sinirimi köreltiyordum.Ertesi gün gazetelerden birisini aldım otobüste okurum diye.Kolumdaki Fenerbahçe bilekliği görenler "şikecilere baksana neler yapmışlar" diyordu.Bu sahneyi 10 kez yaşadım ben bugüne kadar.İlk başlarda dokunsanız ağlayacak modunda olduğundan ses çıkaramamıştım.Patlamıştım daha sonra gittiğim İngilizce kursunda.Toplumda Fenerbahçeliler ve Diğerleri uçurumu yaratılmıştı.Çok az çıktım evden o süreçte.10 Temmuz sabahı saat 05.00'da kalkmak için blogun yarı hissedarı Mert Abi ile sözleştik.Uyuyamadım o gece yolda uyurum diye.İstikamet önce Topuk Yaylası ardından Bağdat Caddesiydi.Silivri'den Avcılara gittik,Avcılar'dan Kadıköy'e.Salı Pazarından binip minibüse,çıktık Düzce yollarına.Yol kalabalıktı epey.3.5 saatte gittik Topuk Yayla'sına.Emenike sakatlanmıştı (içim acıyor) ama çıkmıştı dışarı.O bizim öfkemizin bir sembolüydü.Aykut Kocaman gibi,Alex De Souza gibi,Sezer Öztürk gibi.Haksızlıkların,hukuksuzlukların en üst noktasıydı Emenike.Bindik minibüsümüze Düzce'den Kadıköy'e geldik.Yürüyüş başladı,Aziz Yıldırım tutuklandı haberi geldi.Zaten dolmuş öfkeleri taşmış  olan Fenerbahçeliler hedefini Boğaz Köprüsü olarak belirlemişti.Gerisi malum.

Bir Flash Forward Daha 

Bugün gelinen noktada Fenerbahçe taraftarı Cemaatin planlarını bozmuş durumda.Bu adamlar bizi bölseydi eğer yarın büyük ihtimalle Atatürk'ün Takımı deyimi yalan olacaktı Fenerbahçe Spor Kulübü için.
Yarın iddianame adı altında her türlü hukuksuzluğun doğurdu bir belge yayınlanacak.İçinde yazacaklar aşağı yukarı belli.Düşürmeyen orospu çocuğu sloganıyla çıktığımız yoldan bizi döndürecek bir olay yaşanmayacak.Lütfi'lerin,Helvacı'ların piyonluğunu yaptığı bir operasyon şu ana kadar hep başarısız oldu.Fenerbahçe Taraftarı hiçbir siyasi düşüncenin -gerekirse sempatizanı olduğu görüş olsun- Fenerbahçe'sine zarar vermesine izin vermez.FenerbahCHE diyenlere de karşı olmamız Fenerbahçe'nin hiçbir siyasi ideolojinin takımı olmamasıdır.Yarın ideolojik insanların İftiraname'si hiçbirimizi ürkütmesin.Alex hala pas atacağı yeri düşünüyor,Volkan gelecek topa odaklanmış,Özer birşeyler yapma peşinde.Gökhan bildiğimiz gibi.Onlar mücadele ediyor Fenerbahçeli.Güç aldıkları şey yıllık maaşları değil.Onlar bizden güç alıyor.Biz hayatta her önceliğimizi bir kenara bırakıp çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras için mücadele ediyoruz.Bu adamlar bizi ele geçiremeyecek Fenerbahçeli,yeter ki biz yakın duralım.Saflarımızı sık tutalım Fenerbahçeli,aradan İmam geçemesin,ordusuyla.

Hiçbir zaman ışığın sönmeyecek Fenerbahçe.

20 Ekim 2011 Perşembe

Düğüm

Sen değilsen ben,ben değilsem sen,biz değilsek onlar…

Hepimiz aynı tarihe,aynı dile,aynı kültürlere,olgulara sahip olarak,konuşarak,yazarak,öğrenerek,yaşayarak geldik bugüne. Yarın var mı ki ?

Yarınlar onun olmasa bile benim olsun diye,benim olmasa bile senin olsun diye uğraşanlar var. Bir de bunu budamak isteyenler. Yarınlar kimsenin olmasın diye,düzen olmasın diye,büyüdüğümüz olgular yok olsun diye. Kimisi bunu silahla yapmaya çalışıyor,kimisi fikirle,beyin yıkamayla.

Biz bunu budamak isteyenlerin değil yarınlar benim olsun diye uğraşanların yolunu seçtik,çok şükür. Seçtik ki yarınlar sadece bizim değil hepimizin olsun diye.

İşte bir lider vardı ki bize öğretilen. O yarabbimizin bize bir lütfuydu. Fikirleri hala çöktürülemedi. Tüm planlar onun üstüne yapılırken o bütün planlarını çoktan tamamlamıştı.

O Mustafa Kemal’di. Adını yazarken damarımda hissettiğim asil kanın coştuğu bir liderdi.

Türk askeri, onun izinde olacaktı ilelebet. O Türk askeri de sen değilsen ben,ben değilsem sen,biz değilsek onlar olacaktı…

19 Ekim 2011 Çarşamba

Bilmiyorum

Bir yanda ailemiz tarafından bize en önemli olgu olarak sunulan kendi geleceğimiz.

Bir yanda Türk genci olarak canımı uğruna feda edecek olduğum vatanım ve onun geleceği.

Bir yanda yarabbimin bana kısmet eylediği müslümanlık ve Muhammed-ül-emin’im.

Bir yanda tutkularımız,aşklarımız,dünyalıklarımız.

Bir yanda şehitlerim,Atam.

Bir yanda işte o gençliğe hitabe.

Nasıl yapacağım ? Hangisini göze alacağım ?

Diğer yanda sözde şeyhler,uşaklar,yalakalar,beyni yıkanmışlar.

Diğer yanda zevk-i sefa içinde yaşayanlar,haberi bile olmayanlar.

Bir sürü yan daha var. Ama ben bittim,tükendim,yazamıyorum.

Varsın olsun beni anlamayın,ben hepinizi anlıyorum. En çok Atam’ı anlıyor,en çok onu özlüyorum.

30 Eylül 2011 Cuma

Hasretten Prangaları Eskittik

Yarın sıradan bir cumartesi olmaktan çok uzak,yorucu birgün olmaya aday bir cumartesi.
Sevdanın esaret altında olması ne demek Romeo ve Juliet'ten,Ferhat ile Sultan'dan öğrendik.Ama yaşamamıştık böylesine acı günleri.Kimi zaman nefes almakta dahi zorlandık.Yumruklarımız hep sıkılıydı,aklımızda milyon tane tilkiyi yok edecek bir kararlılık. "Acaba" diye sormadık hiç.Küskünlükler bitti ister istemez.Hep söylediğimiz şeyler önümüze çıktı yine. "Fenerli'nin Fenerli'den başka dostu yok" dedik,ön yargıyla yaklaştığımız,tanımadığımız herkesin aslında bizim kadar sevdiği,hayatımızdaki en değerli şeyin Fenerbahçe olduğunu öğrendik bu süreçte.

Hiçbir zaman yazmak gelmedi bu bloga içimden.Sadece UEFA denilen legal mafyanın bizim yerimize götü hükümet kadar boklu Lazyo'yu CL'ye göndermesinden sonra ana avrat küfür içeren bir yazı yazmak geldi aklıma.Belki birileri okur,fikriyatımı paylaşır diye düşündüm.Twitter'dan tanıdığımız abilerimiz sürecin tamamen oyun olduğuna dair kanıtlarıyla daha da ayakta tuttu bizi.Karanlıktı 3 Temmuz'dan sonrası bizim için.Kara Deryaların En Eşsiz Fener'i,İşgal Kuvvetlerinin silahının ucundayken bile sönmemişti.Korkmuyorduk hiçbirşeyden.Köprüye gidip,Fenerbahçe İhtilali'ni yapma fikrinin olduğu gün artık bir patlamaydı.Cadde'den Mabede yürürken aklımızda Köprü yoktu.Emniyet orada da hesaplı davranmak zorunda olan kurumdu.2 saat geciktirseler kararı kimse gitmezdi Köprüye.Ama o gün gitmezdi.Taksim'e giremez dedikleri gibi,Kasımpaşa'dan gelen Lacivert Devrim'i engelleyemedikleri gibi engelleyemezlerdi.Biz zaten işgal altındaydık,kaybedecek neyimiz vardı ki?

Yarın çok başka birgün.Yarın sevgiliye kavuşma,sarı'yla lacivert'in en çok yakıştığı kutsal topraklara varma günü.Shaktar maçındaki kırılgan,zarar vermek üzerine programlanmış taraftarın yumuşadığını sanan varsa çok değil 1 hafta önceki Manisa maçına baksın."İbne Trabzon olamazsın Şampiyon" diye bağıran 41.000 dişi ve yavru Kanarya'nın gözlerine baksın.Numaralı saldırdıktan sonra Basın'ın girdiği şekli hatırlasın.Ali Koç'un "düşürün bizi" derken ki içten içe akıttığ göz yaşlarına baksın.Bizim öfkemiz bitmedi,bitmeyecek.Şimdi çok daha güçlü,çok daha agresif ama bir o kadar sevdamızdan uzak kalmanın verdiği özlemle hareket eden bir topluluğuz.Yarın sahaya inmeyiz.Yarın küfür de etmeyiz.Yarın tepkinin ne demek olduğunu herkese gösterecek kadar kararlıyız.

Hayatımda yaşadığım en büyük çaresizlikti 3 Temmuz öğlene doğru Polis'in alelacele stada baskın yapması.Ne vardı orada bir sezon boyunca akıtılan helal alınterinden başka? Aklımdan çıkmayan sürecin en can alıcı noktasıydı belki de.Şimdi Shaktar maçından sonra,günlerin saatlerin daha da uzadığı ayrılıktan sonra yarın buluşuyoruz.Prangalar eskidi,koptu.Şimdi siz,şimdi onlar düşünsün.Yarın çok başka bir gün olacak...

26 Haziran 2011 Pazar

Tribün ve Sevda Ekonomisi

Birçok insanın maddi ve manevi sıkıntı yaşadığı bugünlerde öncelikli olarak önemli olan “çok şükür” kelimesini akıldan çıkarmamak ve ağızdan düşürmemektir.

Özellikle Fenerbahçe’yi kovalamak,aylık sabit bir geliri olmayan veya öğrenci olanlar için maddi konuda birçok sorun doğuruyor.Bu sıkıntıları bazı yerlerden borç bularak,kredi kartına taksit yaptırarak aşanların sayısı hiç de azımsanacak durumda değil.İşte endüstriyelleşen futbol bize bunları yapmamızı gerektiriyor,kolay değil kardeşim diyor.Bazı sayısal verilerle açıklamak gerekirse ;

Kombine : 750-950 TL
Sezonda 5-15 Deplasman : 500-1500 TL
Fenerium(Sezonluk) : 50-500 TL

Yukarıda saydıklarım Fenerbahçe’yi veya diğer İstanbul takımlarını kovalamak isteyen insanların harcaması muhtemel ücretlerdir.

Ayrıca şahsi olarak benim için en çok sorun çıkaran ve birçok kişiye de sorun yaratan “Yol Parası” var.Kadıköy’ün merkez olduğu bir yerde Silivri’de oturmak ve Sakarya’da okumak ayrı bir dezavantaj.
Yol masrafları her maça gidiş gelişte 25-30 TL arasında değişiyor, bir sezonda kaç maça gidecekseniz(deplasman dahil) bu ücret sadece merkez olan Kadıköy’e ulaşmaya ve dönmeye yetiyor.25 maça gitseniz 500-750 TL arasında bir gidere yaklaşıyor.

Bizim sevdamız bize her sene ortalama bir rakam çıkarırsak 1500-4000 TL arasında bir masraf çıkarıyor,biz bu paraları gerekirse yediğimizden içtiğimizden arttırıp ailelerimize hissettirmemeye çalışıyoruz.
Özellikle öğrenci olan adam için durum böyle,yaz tatilinde sadece Fenerbahçe için çalışıyor,onu yalnız bırakmamak için didiniyoruz,durum böyle olunca yazları iş bulup çalışmak farz oluyor,tabi iş bulabilirseniz…

Bir de bu işin okul kısmı ve manevi yönü var,çoğu tribünü kovalayan adamın dersleri kalıyor,sınıfını geçemiyor ve bu durumu ailesine söylemekten utanıyor.Ailenizde sizin gibi olan yoksa direk şu soruyla karşılaşıyorsunuz : “ Fenerbahçe sana ne veriyor ?”
İşte o anda sanki deplasmana gelmiş taraftarın sesi gibi geliyor o ses ve bir anda parlayıveriyorsunuz.Sevdanıza laf ettirmiyor,senelerinize mâl olsa da bırakamıyorsunuz onu.
Bazı şeyleri ailenizden gizli olarak yapmak zorunda kalıyorsunuz ve onlara saygıda kusur edemiyorsunuz,çünkü onlar sizi bu yaşınıza kadar getirmiş ve en önemlisi Fenerbahçe’li olarak yetiştirmiş insanlar.

Yaz tatilinde iş bulmalısınız ne olursa,şu an ben hala bulamadım ve arıyorum,iş bulduysanız çalışıp kazandığınız paradan hayır haber gelmiyor eve çünkü direk kombine parasına veya ilk deplasmanlara gidiyor…

Kendinize dönüp baktığınızda yaptığınız bazı totemlerle veya gittiğiniz,bağırdığınız her yerde ben başarılarda katkı sahibi oldum herhalde diyebilmek çok acayip ve anlatılamaz bir duygu.

İşte ben bunları bile bile tutkumu,sevdamı,Fenerbahçe’mi önüme ne engel çıkarsa çıksın; elimden geldiğince takip etmeye ve desteklemeye Allah’ım izin verdiği sürece devam edeceğim.
Benim gibi düşünen,yaşayan,hayatı göğüsleyen tüm taraftarlara selam olsun.