2 Aralık 2011 Cuma
Safları Sıklaştıralım Fenerbahçeli,Aradan İmam (!) Geçemesin
General Harrington Fenerbahçe'yi kapatmaya çalıştığında aslında ibret alınacak bir direniş sergiledi Fenerbahçe Taraftarı.Neredeyse 1 asır önce ülkenin her karış toprağını cetvel çizerek paylaşan adamlar bir spor kulübünü kapatmış ancak hiç beklemedikleri bir cevap almışlardı.
Buradan Kasedi ileri sarıyoruz.
3 Temmuz sabahı uzun zamanlı planların harekete geçirildiği,ülkeyi hemen hemen ele geçirmiş cemaatin Fenerbahçe'yi ele geçirme emellerinin başladığı vakitti.İstenilen şey Devlet'ten bağımsız Fenerbahçe'nin ele geçirilmesiydi.Buraları hepimiz biliyoruz,yaşadık,yaşıyoruz.
3 Temmuz günü spontane bir şekilde saat 18.00'da Mabed'in Migros mağazası olan tarafında 500-600 kadar Fenerbahçeli toplanmış bağırıyorlardı.Çevik kuvvet potansiyel terörist olarak gördüğü Fenerbahçe taraftarına karşı her zamanki gibi çok nazikti.Yoğurtçu Parkı tarafını kapatıp,Kızıltoprak'a doğru yürümek isteyen Fenerbahçelileri durduruyor,dağılın işte diyerek el atından coplarını gösteriyorlardı.Öfkeyle beraber kafalarda soru işaretleri vardı.O gece milyonlarca Fenerbahçeli gibi benim de aklımda sorular vardı. "Guiza'nın gol atacağını kim bilebilirdi amına koyim?" ya da "Abi ben Eskişehir maçında stattaydım,şike yoktu ya" diyerek bir yandan kendimi avutuyor,bir yandan da sinirimi köreltiyordum.Ertesi gün gazetelerden birisini aldım otobüste okurum diye.Kolumdaki Fenerbahçe bilekliği görenler "şikecilere baksana neler yapmışlar" diyordu.Bu sahneyi 10 kez yaşadım ben bugüne kadar.İlk başlarda dokunsanız ağlayacak modunda olduğundan ses çıkaramamıştım.Patlamıştım daha sonra gittiğim İngilizce kursunda.Toplumda Fenerbahçeliler ve Diğerleri uçurumu yaratılmıştı.Çok az çıktım evden o süreçte.10 Temmuz sabahı saat 05.00'da kalkmak için blogun yarı hissedarı Mert Abi ile sözleştik.Uyuyamadım o gece yolda uyurum diye.İstikamet önce Topuk Yaylası ardından Bağdat Caddesiydi.Silivri'den Avcılara gittik,Avcılar'dan Kadıköy'e.Salı Pazarından binip minibüse,çıktık Düzce yollarına.Yol kalabalıktı epey.3.5 saatte gittik Topuk Yayla'sına.Emenike sakatlanmıştı (içim acıyor) ama çıkmıştı dışarı.O bizim öfkemizin bir sembolüydü.Aykut Kocaman gibi,Alex De Souza gibi,Sezer Öztürk gibi.Haksızlıkların,hukuksuzlukların en üst noktasıydı Emenike.Bindik minibüsümüze Düzce'den Kadıköy'e geldik.Yürüyüş başladı,Aziz Yıldırım tutuklandı haberi geldi.Zaten dolmuş öfkeleri taşmış olan Fenerbahçeliler hedefini Boğaz Köprüsü olarak belirlemişti.Gerisi malum.
Bir Flash Forward Daha
Bugün gelinen noktada Fenerbahçe taraftarı Cemaatin planlarını bozmuş durumda.Bu adamlar bizi bölseydi eğer yarın büyük ihtimalle Atatürk'ün Takımı deyimi yalan olacaktı Fenerbahçe Spor Kulübü için.
Yarın iddianame adı altında her türlü hukuksuzluğun doğurdu bir belge yayınlanacak.İçinde yazacaklar aşağı yukarı belli.Düşürmeyen orospu çocuğu sloganıyla çıktığımız yoldan bizi döndürecek bir olay yaşanmayacak.Lütfi'lerin,Helvacı'ların piyonluğunu yaptığı bir operasyon şu ana kadar hep başarısız oldu.Fenerbahçe Taraftarı hiçbir siyasi düşüncenin -gerekirse sempatizanı olduğu görüş olsun- Fenerbahçe'sine zarar vermesine izin vermez.FenerbahCHE diyenlere de karşı olmamız Fenerbahçe'nin hiçbir siyasi ideolojinin takımı olmamasıdır.Yarın ideolojik insanların İftiraname'si hiçbirimizi ürkütmesin.Alex hala pas atacağı yeri düşünüyor,Volkan gelecek topa odaklanmış,Özer birşeyler yapma peşinde.Gökhan bildiğimiz gibi.Onlar mücadele ediyor Fenerbahçeli.Güç aldıkları şey yıllık maaşları değil.Onlar bizden güç alıyor.Biz hayatta her önceliğimizi bir kenara bırakıp çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras için mücadele ediyoruz.Bu adamlar bizi ele geçiremeyecek Fenerbahçeli,yeter ki biz yakın duralım.Saflarımızı sık tutalım Fenerbahçeli,aradan İmam geçemesin,ordusuyla.
Hiçbir zaman ışığın sönmeyecek Fenerbahçe.
20 Ekim 2011 Perşembe
Düğüm
Sen değilsen ben,ben değilsem sen,biz değilsek onlar…
Hepimiz aynı tarihe,aynı dile,aynı kültürlere,olgulara sahip olarak,konuşarak,yazarak,öğrenerek,yaşayarak geldik bugüne. Yarın var mı ki ?
Yarınlar onun olmasa bile benim olsun diye,benim olmasa bile senin olsun diye uğraşanlar var. Bir de bunu budamak isteyenler. Yarınlar kimsenin olmasın diye,düzen olmasın diye,büyüdüğümüz olgular yok olsun diye. Kimisi bunu silahla yapmaya çalışıyor,kimisi fikirle,beyin yıkamayla.
Biz bunu budamak isteyenlerin değil yarınlar benim olsun diye uğraşanların yolunu seçtik,çok şükür. Seçtik ki yarınlar sadece bizim değil hepimizin olsun diye.
İşte bir lider vardı ki bize öğretilen. O yarabbimizin bize bir lütfuydu. Fikirleri hala çöktürülemedi. Tüm planlar onun üstüne yapılırken o bütün planlarını çoktan tamamlamıştı.
O Mustafa Kemal’di. Adını yazarken damarımda hissettiğim asil kanın coştuğu bir liderdi.
Türk askeri, onun izinde olacaktı ilelebet. O Türk askeri de sen değilsen ben,ben değilsem sen,biz değilsek onlar olacaktı…
19 Ekim 2011 Çarşamba
Bilmiyorum
Bir yanda ailemiz tarafından bize en önemli olgu olarak sunulan kendi geleceğimiz.
Bir yanda Türk genci olarak canımı uğruna feda edecek olduğum vatanım ve onun geleceği.
Bir yanda yarabbimin bana kısmet eylediği müslümanlık ve Muhammed-ül-emin’im.
Bir yanda tutkularımız,aşklarımız,dünyalıklarımız.
Bir yanda şehitlerim,Atam.
Bir yanda işte o gençliğe hitabe.
Nasıl yapacağım ? Hangisini göze alacağım ?
Diğer yanda sözde şeyhler,uşaklar,yalakalar,beyni yıkanmışlar.
Diğer yanda zevk-i sefa içinde yaşayanlar,haberi bile olmayanlar.
Bir sürü yan daha var. Ama ben bittim,tükendim,yazamıyorum.
Varsın olsun beni anlamayın,ben hepinizi anlıyorum. En çok Atam’ı anlıyor,en çok onu özlüyorum.
30 Eylül 2011 Cuma
Hasretten Prangaları Eskittik
Sevdanın esaret altında olması ne demek Romeo ve Juliet'ten,Ferhat ile Sultan'dan öğrendik.Ama yaşamamıştık böylesine acı günleri.Kimi zaman nefes almakta dahi zorlandık.Yumruklarımız hep sıkılıydı,aklımızda milyon tane tilkiyi yok edecek bir kararlılık. "Acaba" diye sormadık hiç.Küskünlükler bitti ister istemez.Hep söylediğimiz şeyler önümüze çıktı yine. "Fenerli'nin Fenerli'den başka dostu yok" dedik,ön yargıyla yaklaştığımız,tanımadığımız herkesin aslında bizim kadar sevdiği,hayatımızdaki en değerli şeyin Fenerbahçe olduğunu öğrendik bu süreçte.
Hiçbir zaman yazmak gelmedi bu bloga içimden.Sadece UEFA denilen legal mafyanın bizim yerimize götü hükümet kadar boklu Lazyo'yu CL'ye göndermesinden sonra ana avrat küfür içeren bir yazı yazmak geldi aklıma.Belki birileri okur,fikriyatımı paylaşır diye düşündüm.Twitter'dan tanıdığımız abilerimiz sürecin tamamen oyun olduğuna dair kanıtlarıyla daha da ayakta tuttu bizi.Karanlıktı 3 Temmuz'dan sonrası bizim için.Kara Deryaların En Eşsiz Fener'i,İşgal Kuvvetlerinin silahının ucundayken bile sönmemişti.Korkmuyorduk hiçbirşeyden.Köprüye gidip,Fenerbahçe İhtilali'ni yapma fikrinin olduğu gün artık bir patlamaydı.Cadde'den Mabede yürürken aklımızda Köprü yoktu.Emniyet orada da hesaplı davranmak zorunda olan kurumdu.2 saat geciktirseler kararı kimse gitmezdi Köprüye.Ama o gün gitmezdi.Taksim'e giremez dedikleri gibi,Kasımpaşa'dan gelen Lacivert Devrim'i engelleyemedikleri gibi engelleyemezlerdi.Biz zaten işgal altındaydık,kaybedecek neyimiz vardı ki?
Yarın çok başka birgün.Yarın sevgiliye kavuşma,sarı'yla lacivert'in en çok yakıştığı kutsal topraklara varma günü.Shaktar maçındaki kırılgan,zarar vermek üzerine programlanmış taraftarın yumuşadığını sanan varsa çok değil 1 hafta önceki Manisa maçına baksın."İbne Trabzon olamazsın Şampiyon" diye bağıran 41.000 dişi ve yavru Kanarya'nın gözlerine baksın.Numaralı saldırdıktan sonra Basın'ın girdiği şekli hatırlasın.Ali Koç'un "düşürün bizi" derken ki içten içe akıttığ göz yaşlarına baksın.Bizim öfkemiz bitmedi,bitmeyecek.Şimdi çok daha güçlü,çok daha agresif ama bir o kadar sevdamızdan uzak kalmanın verdiği özlemle hareket eden bir topluluğuz.Yarın sahaya inmeyiz.Yarın küfür de etmeyiz.Yarın tepkinin ne demek olduğunu herkese gösterecek kadar kararlıyız.
Hayatımda yaşadığım en büyük çaresizlikti 3 Temmuz öğlene doğru Polis'in alelacele stada baskın yapması.Ne vardı orada bir sezon boyunca akıtılan helal alınterinden başka? Aklımdan çıkmayan sürecin en can alıcı noktasıydı belki de.Şimdi Shaktar maçından sonra,günlerin saatlerin daha da uzadığı ayrılıktan sonra yarın buluşuyoruz.Prangalar eskidi,koptu.Şimdi siz,şimdi onlar düşünsün.Yarın çok başka bir gün olacak...
26 Haziran 2011 Pazar
Tribün ve Sevda Ekonomisi
Özellikle Fenerbahçe’yi kovalamak,aylık sabit bir geliri olmayan veya öğrenci olanlar için maddi konuda birçok sorun doğuruyor.Bu sıkıntıları bazı yerlerden borç bularak,kredi kartına taksit yaptırarak aşanların sayısı hiç de azımsanacak durumda değil.İşte endüstriyelleşen futbol bize bunları yapmamızı gerektiriyor,kolay değil kardeşim diyor.Bazı sayısal verilerle açıklamak gerekirse ;
Kombine : 750-950 TL
Sezonda 5-15 Deplasman : 500-1500 TL
Fenerium(Sezonluk) : 50-500 TL
Yukarıda saydıklarım Fenerbahçe’yi veya diğer İstanbul takımlarını kovalamak isteyen insanların harcaması muhtemel ücretlerdir.
Ayrıca şahsi olarak benim için en çok sorun çıkaran ve birçok kişiye de sorun yaratan “Yol Parası” var.Kadıköy’ün merkez olduğu bir yerde Silivri’de oturmak ve Sakarya’da okumak ayrı bir dezavantaj.
Yol masrafları her maça gidiş gelişte 25-30 TL arasında değişiyor, bir sezonda kaç maça gidecekseniz(deplasman dahil) bu ücret sadece merkez olan Kadıköy’e ulaşmaya ve dönmeye yetiyor.25 maça gitseniz 500-750 TL arasında bir gidere yaklaşıyor.
Bizim sevdamız bize her sene ortalama bir rakam çıkarırsak 1500-4000 TL arasında bir masraf çıkarıyor,biz bu paraları gerekirse yediğimizden içtiğimizden arttırıp ailelerimize hissettirmemeye çalışıyoruz.
Özellikle öğrenci olan adam için durum böyle,yaz tatilinde sadece Fenerbahçe için çalışıyor,onu yalnız bırakmamak için didiniyoruz,durum böyle olunca yazları iş bulup çalışmak farz oluyor,tabi iş bulabilirseniz…
Bir de bu işin okul kısmı ve manevi yönü var,çoğu tribünü kovalayan adamın dersleri kalıyor,sınıfını geçemiyor ve bu durumu ailesine söylemekten utanıyor.Ailenizde sizin gibi olan yoksa direk şu soruyla karşılaşıyorsunuz : “ Fenerbahçe sana ne veriyor ?”
İşte o anda sanki deplasmana gelmiş taraftarın sesi gibi geliyor o ses ve bir anda parlayıveriyorsunuz.Sevdanıza laf ettirmiyor,senelerinize mâl olsa da bırakamıyorsunuz onu.
Bazı şeyleri ailenizden gizli olarak yapmak zorunda kalıyorsunuz ve onlara saygıda kusur edemiyorsunuz,çünkü onlar sizi bu yaşınıza kadar getirmiş ve en önemlisi Fenerbahçe’li olarak yetiştirmiş insanlar.
Yaz tatilinde iş bulmalısınız ne olursa,şu an ben hala bulamadım ve arıyorum,iş bulduysanız çalışıp kazandığınız paradan hayır haber gelmiyor eve çünkü direk kombine parasına veya ilk deplasmanlara gidiyor…
Kendinize dönüp baktığınızda yaptığınız bazı totemlerle veya gittiğiniz,bağırdığınız her yerde ben başarılarda katkı sahibi oldum herhalde diyebilmek çok acayip ve anlatılamaz bir duygu.
İşte ben bunları bile bile tutkumu,sevdamı,Fenerbahçe’mi önüme ne engel çıkarsa çıksın; elimden geldiğince takip etmeye ve desteklemeye Allah’ım izin verdiği sürece devam edeceğim.
Benim gibi düşünen,yaşayan,hayatı göğüsleyen tüm taraftarlara selam olsun.
22 Haziran 2011 Çarşamba
Porto FC:Portekiz'den Doğan Bir Finans Mekanizması
Porto'nun hayatıma girişi biraz tuhaf oldu ama gerçekten kalıcı oldu.Denizlispor'un tarihindeki en büyük başarısı olan Uefa 4.turuna çıkmasından sonra karşılaştığı bela oldu Porto.Takım olarak geçirdikleri mükemmel sezonlarının başlanıgıcı olan 2002-03 senesinde UEFA'yı kazanarak dikkatleri üzerine çektiler.Daha sonrasında ligde şike yaptıkları tescil edilen 2003-04 senesinde de hem Şampiyonlar Ligi'ni hem de Portekiz ligi şampiyonluğu ile Ligde üst üste 2.kez,Avrupa'da ise Liverpool'la beraber 2 sene farklı kupada şampiyon olan tek takım oldular.Bu arada bir dönüm noktası oldu kulüp adına.Daha önceleri de devam eden scout sistemi ilk kez verim vermiş,Portekiz'in en büyük yasal mafyası Jorge Mendes Jose ve diğerlerine sarmıştı.Chelsea'yi satın alan Rus Sermayesi CEO'luğa Peter Kenyon'u getiriyor,Jorge Mendes büyük bir işe imza atarak Jose'yi Chelsea'ye götürüyordu.Müthiş para alan Mendes'in tadı damağında kalmıştı.Mourinho Chelsea'ye Ricardo Carvalho (30 milyon €) ve Paulo Ferreira (20 milyon €)'yı getirmişti.Porto ve Mendes bu işten çok memnundu çünkü Chelsea için sorun olmayacak bedellerdi bunlar.Porto o sezon Deco'yu 20 milyona Barca'ya,bir sezon sonra Maniche'i 15 milyona Moskova'ya,Diego'yu 6 milyona Bremen'e,Luis Fabiano'yu da 2 milyona Sevilla'ya satarak bu işi bir gelenek haline getiriyordu.Başkanları Pinto Costa scoutlara daha fazla pay ayırmaya karar vererek bu işi artık genel sisteme dönüştürmeyi düşünüyor,Mendes'e bir yandan elimiz kolumuz ol diyordu.O sezonlar Avrupa'da esip gürleyen diğer takım Olimpik Lyon'la beraber Avrupa'yı Pazar haline getirmişlerdi.Mendes'in de aldığı büyük paylarla Porto FC bir sistem oturtuyor,Japonya 2.lig gol kralı Hulk'ı yıldız yapabilecek kadar büyük bir scoutla çalışyorlardı.Futbol anlamında sıkıntı yaşamıyorlar,bir de üzerine müthiş bir ekonomiye sahip oluyorlardı.Başkanları bu sistemden memnun olmasına rağmen şike iddialarıyla zor günler geçiriyordu.Ama Porto sistemi oturttu,2000'li yıllarda Benfica ve Lizbon'dan daha başarılı olarak daha popüler oldu.
Porto Vitor Pereira'yı kovduktan sonra takımın başına 32 yaşındaki Villas Boas'ı getirdi.Portekiz futboluna Eusebio'dan sonra gelen en güzel şey olan Bobby Robson'dan öğrendikleri ile çok geliştirdi kendini Boas.Gerçek bir Football Manager tutkunu olan Boas geçen sezon Guimares takımını ligde tutup,9.yaptıktan sonra sezon başı Porto'ya geldi.Porto Boas gelene kadar sürekli müthiş paralar kazanmaya devam etti.
Anderson / 31.5m / M. United / 2007
Pepe / 30m / Real Madrid / 2007
R. Carvalho / 30m / Chelsea / 2007
Quaresma / 24.6m* / Inter / 2008
Lisandro Lopez / 24m / Lyon / 2009
Deco / 21m* / Barcelona / 2004
Bosingwa / 20.5m / Chelsea / 2008
Paulo Ferreira / 20m / Chelsea / 2004
Lucho Gonzalez / 18m / Marseille /
Maniche / 16m / D. Moscow / 2005
Seitaridis / 10m / D. Moscow / 2005
Derlei / 8m / D. Moscow / 2005
Diego / 6m / W. Bremen / 2006
Carlos Alberto / 6m / Corinthians / 2005
Ricardo Costa / 4m / Wolfsburg / 2007
Hugo Almeida / 4m / W. Bremen / 2007
Costinha / 4m / D. Moscow / 2005
Paulo Machado / 3.5m / Toulouse / 2009
Luis Fabiano / 2.8m / Sevilla / 2005
McCarthy / 2.5m / Blackburn / 2006
Nuno / 2.5m / D. Moscow / 2005
Helder Postiga / 2.5m / Sporting / 2008
Nuno Valente / 2m / Everton / 2005
Marek Cech / 1.75m / WBA / 2008
Alenichev / 0.75m / Sp. Moscow / 2004
Porto birçok takımın hayal ettiği sistemi alışkanlık haline getirmeyi becerebilmiş bir kulüp.Yukarıda verilen liste Boas gelene kadar satılan oyuncuların kazandırdıkları ortada.Boas ise takımı korumaya karar verip,Joao Moutinho gibi önemli bir orta sahayı takıma kazandırdılar.Portekiz liginde harcanmış en büyük para olan 15 milyonu verebildiler.Porto Avrupa'da şampiyon olmasa da sistemi müthiş.Hocalarına o kadar güveniyorlar ki Chelsea'ye gitmek isteyen Boas'tan 15 milyon € bonservis istediler.Chelsea daha önce Jose'ye yaptığı gibi fesih bedelini ödedi.Boas müthiş bir gelecek vaadediyor.Yanında değerlenen oyuncuları var.Freddy Guarin gibi potansiyelli ama isteksiz adamı en önemli orta saha yapmayı becerdi.Falcao ve Hulk gibi Güney Amerikalı oyuncuların değerini katladı.Şu an almak istediğiniz an en az 25 milyon'u gözden çıkarmak lazım.Portekiz'de yabancı sıkıntısı olmaması daha da güzel bir durum Porto için.Scoutlar arı gibi adam getiriyor.Son icatları Otamendi ve Rodriguez.Bu adamlar için toplamda 10 milyon € verdiler.Şu an değerlerini katlamadılar belki ama gelecekteki mevkiileri için çok büyük isimler.Fucile-Sapunaru gibi adamları elden düşerken topladılar.Kaleci Helton 6 senedir takımın bankosu.Porto başarının anahtarını bulmuş,herkese birer tane kopya veriyor.Ama kilide uydurmak zor gelse gerek 2.Porto yok.Olması da çok zor.
Saygılarımla
15 Haziran 2011 Çarşamba
Hamam Tası Gümüşten Yeni Çıktık ....
Futbol bu 9 branş arasında en önemlisi.Şüphesiz gelir-gider,geçmişten gelen kültür ve en popüler olmasıyla diğer branşlara LOKOMOTİFLİK edip,kendi başarısını daha üstün kılıyor.Bu yazı futbol ile alakalı olacak zaten.
Sezona Aykut Kocaman hamlesiyle girip çok güzel transferler yaptık.Geçmişteki saçma ekollerin aksine başarıya aç,genç ve mücadeleci ama bir o kadar da kazanma isteği yüksek bir takım hayal etti Sir Aykut Kocaman.Önce "köy takımı" Young Boys,arkasından Paok bizi sütlaç etti sezon başında.Açık söylemem gerekirse yedek stoperin götürülmediği Kayseri maçı sonrası istifayı bekledim.Travmadan çıkmış bir topluluk olan Fenerbahçe Taraftarı başarıyı her daim ister.Ancak bu sezon her zamandan daha fazla istedik sanırım.Sezon başındaki Alex-Aykut Kocaman geriliminde desteklediğim taraf ALEX oldu.Alex ne derse bu takımda o olur bunu herkes biliyor.Bakmayın "lider oyuncu olur ama kaptan olmaz" dediklerine.Alex Türk Futbol tarihindeki en düzgün yabancıdır.Takımını Şampiyon da yaptığına göre tartışmasız En iyisidir.Fenerbahçe sezona içeride 4 atarak,dışarıda yatarak başlayınca biraz gerilim koptu.Beşiktaş maçındaki şanssızlık canımızı sıksa da takım Paok-Young Boys serilerine göre çok daha iyiydi.Ama hala birşeyler eksikti.Adı lazım değil baş harfi Commandante ALEX.
Oyun tarzımız 10 kişiyle hücum edip,daha fazla topa sahip olmayı ve rakip atağa geçtiğinde şok prese dayanıyordu.Bunun için kondüsyon lazım.İlk yarılarda bunu uyguluyorduk aslında.Mesela bir Bursa maçı var ki 10.hafta itibari ile en iyi perfomansı bu maçta sergiledik.Topuz-Alex-Semih-Dia önde iyi bir hat oluşturup Emre ve Baroni de dönen topları iyi toplayınca müthiş bir baskı olmadı tamam ama gerçekten iyi mücadele ettik.Alex 100.golünü,3000.golü falan atınca biraz havaya girdi ki bu takıma 3 maçlık bir seri olarak yansıdı.Aykut Hoca anlamıştı sanıyorum hatasını.Bunun dışında ilk yarıda sol taraf tam bir faciaydı.Yobo her maç biraz daha zorlanıyordu.16.haftadaki Ankaragücü maçında Sestak'ın attığı 2.gol mesela.Caner-Yobo-Lugano hatta Emre hepsi birbirine bırakınca Volkan'ın düşük konsantrasyonu -Efsane Buca maçıyla beraber en kötü maçıydı tüm sezondaki- artık herşeyi bir kenara itip bu takım ne zaman oynayacak diye sorduruyordu taraftara.Sivas maçı yine klasik kapanan takıma zorlanan Fenerbahçe'yi gözler önüne sererken Commandante bir durun hele deyip 80'de Frikiği köşeye koyunca biraz rahatlayıp ilk yarıyı 33 puan ile 3.kapatıyorduk.Herkes bir an önce ön libero-sol bek transferi bekliyordu.Buca maçıyla kupadaki 2.mağlubiyeti alınca ilk kez "Stad Samandıra için sana Teşekkür Ederiz/Bu taraftar artık seni istemiyor Aziz" bestesi yüksek sesle söyleniyor,taraftar da kazan kaldırmak için hazır bekleyen Yeniçerilere dönüşüyordu.Haksız mıydık? Hayır değildik.Tribüne girersek sezonun ilk yarısında faciadan biraz daha halliydi.Maraton A-B yetmiyordu,CK-Vamos-Unifeb'in dönüşü gerekiyordu.Yeni Malatya maçı bir sezonda takımın görebileceği en dip noktaydı.Aykut Kocaman takıma girip ne dedi bilmiyorum ama takım bir anda değişti.Antalya'da taraftar takımı gece yarısı 04.00'da karşıladı ki bir tane protesto yoktu o sabah.Arkasından Aykut Kocaman-Santos barışması,Alex-Emre-Volkan-Gökhan'ın düzenlediği toplantılarla takımın havaya girmesi birşeylerin değiştiğini gösteriyordu.Hala tek bir transfer yoktu.Antalya maçı öncesinde Trabzon puan kaybetmişti ki bu bizim için gerekliydi.Takım çıktı sahaya Gökhan harika bir golle maçı kazandırdı.Ertesi hafta Trabzon maçı vardı ki kazanırsak fark 4 puan olacaktı.1996 ruhu geliyordu.Akıllar o malum soru yazının sonunda değineceğim.Trabzon maçı öncesi Telekom Tribünün asıl sahipleri Vamos,CK ve Unifeb dönüş kararlarını ortaklaşa bildiriyle açıklamıştı ki bu zaten oluşan olumlu havayı daha da Zafer havasına çevirmişti.Trabzonspor karşısında Şampiyon gibi oynadık ki tek bir pozisyonu yoktu Trabzon'un.Niang ve Lugano ile fark 4 puana iniyor,Tribünler "SEN BİZİM KOCAMAN UMUDUMUZSUN" diye inliyor.Aykut Kocaman gole reaksiyon gösteriyor,gülüyor ilk kez.Burada bir Flashback yapalım Galatasaray maçına kadar.
14 Haziran 2011 Salı
Şampiyonluk değil Final Serisi 5.maçıydı
Maç öncesi Silivri'den 5 kişi ufak bir fiesta içinde hareket ediyoruz.Ben ilk kez bir Galatasaray maçına gideceğim.Tuhaf hissediyorum ama tribüne girince en rahat halimle hareket ettiğim için fazla sıkmıyorum kendimi.Maçın başlamasına 1.5 saat kala arabamızdan inmiş,Sinan Erdem'e doğru hareket ediyorduk.Blogun bir diğer yazarı mertaykanat teker teker tüm GFB ve 1907 Gençlik üyeleriyle selamlaştıktan sonra napsak soruları arasında bir orası bir burası geziyoruz.Sinan Erdem sadece salon olarak düşünülmüş bir yer.Çevrede takılmayı bırakın zaman geçirecek yer yok.Fanzin var tamam ama çok saçma bir biçimde olduğu için anlamsız.Sandığımın aksine daha fazla çocuk ve daha fazla -güzel- bayan gelmiş maça.Her zaman derbilere ve önemli maçlara kadınların ve çocukların gelmesine karşı oldum.Bugün maç içinde bir kez daha ortaya çıktı bu karşı olmanın sebebi.Sefa Abi ve Hakan Dayı başta olmak üzere büyük Tribün abilerimizi de gördükten sonra salona giriyoruz.Hafif bir heyecan sarıyor içimi çaktırmasam da.Biliyorum ki birazdan -Ankaragücü maçından bu yana çok oldu,özledik takımı- yine kendi doğama dönüp avazım çıktığı kadar bağıracağım.
Maça girerken ortam biraz fazla lakayıt gelmedi değil.Herkes festivale katılır gibi gelmiş.Çok rahattı insanlar bir kere.O moddan maçta azacak taraftar moduna giriş 36 dakika alıyor ki son 4 dakika yapıldı sadece güzel baskı.GFB grubuyla aynı yere oturmak için biraz yürüdükten sonra merdivenlerde takılıyoruz biraz.Merdivenlerde büyükleri bekliyoruz.Maçın başlamasına 1 dakika kala hala gözlerimiz girişte.Girdi,girecekler diye.Hava atışıyla beraber omuz omuza yapıyoruz ama ne Yücel Abi ortada ne başka bir büyük.Biraz başsız kalınca hava hemen değişti ortamda.Laga luga yapan hıyarlar,besteyi yarım söyleyen gençler falan iyice cacık yaptılar ortayı.Mami abi haliyle çok kızdı haklıydı adam.Biz bağırıyoruz tamam da salonda oturuyor herkes.Asıl canımızı yakan nokta bu.İçeride dışarıda Fenerbahçe Tribününün bir kısmı hep oturuyor.Yapmayın etmeyin bugün takımı havaya sokamadıysak sebebi sizsiniz.Oturacaksan evinde izle.
Derken İlk yarı 41-41 bitiyor.Hala gözler büyükleri arıyor.Arada bir de emniyet müdahalesi geliyor ki evlere şenlik.Adam topluyorlar salon reaksiyon göstermiyor.Taraftar zaten uçuk iyice uçuyor.Oyunun ilk yarısına gelirsek sahada beklenen Fenerbahçe yok.Bir ara 7 sayı öne fırlıyoruz (42-35) sonra ne oluyorsa oluyor yine saçmalıyoruz.İlk yarıda Ukic dışında biraz Emir var sahada.Biraz da Kaya.3 kısa 2 uzunlu sistem aslında gidiyor.Hele Kaya oyundayken ribaunt konusunda çok rahatlıyoruz.İlk yarıda gelen gelip 41-41 yapınca biraz yüzler gülüyor.2.yarı başlarken yer değiştirip bu kez biraz daha yukarıya çıkıyoruz ki bir anda Ukic'le beraber taraftar çoşuyor.Ama taraftar şölen havasında olduğu için 1 dakika sürüyor.Sonra yine aynı şeyler.Oyundan tat alıyor muyuz? Hayır.Sarmıyor kimseyi oynanan oyun.Takım daha da kötüye gidince taraftar zaten taşmış olan sinirini birbirinden çıkartmaya başlıyor.Burada belirtmek lazım KAYA-LAVRİ bir arada oynadığı zaman takım savunması bir anda direnç arttırıyor.Bu da taraftarı çoşturmak için yetiyor.Koç molayı aldıktan sonra Kinsey-Ömer-Marko aynı anda sahada oluyor ve bir anda topa yeniden atlayan Cengaver sürüsü ortaya çıkıyor.Beklenen FENERBAHÇE bu.Ama yine düşüyor takım bir türlü alıp götüremiyoruz.Yücel Abi'nin de gelmesiyle tribün de toparlanıyor.Bestelere girmek falan kolaylaşıyor haliyle rahatlıyorsun kasmadan zıplayıp bağırıyorsun.Son periyoda girerken içimizde bir sinir var.7.30 varken fark bir anda artıyor.Galatasaray iyi de savunma yapınca bizimkiler iyice şaşırıyorlar ki buradaki seçimler evlere şenlik bir süre hücum edemedik.Sonra bir mola daha alıyor koç.Yanlış tezahuratlara giriyoruz "Bu takımı sahiplenmeyin" gibi.Olmaması gereken şeyler ama kimse bağırmayınca normal bir durum.Saha içindeki durum da karışıkken bir anda Ukic'in 2'liği ve arkasından Emir'in 3'lüğü ile eşitlik geliyor.Sonra bir kere daha Ukic.Bir kere Lavrinovic.Galatasaray molayı alırken belki de ilk kez salon maça giriyor.Yoğun ıslık var Galatasaray hücum ederken.Gereken de budur bu oyunda.Sen hücumdayken desteklersin,besteni girersin.Rakip hücum ederken ıslıklarsın.Son 4 dakika böyle geçerken Andric-Tutku ikilisi Oğuz üzerinden de Lavri üzerinden de çok basket buldu.İşte burada 4 kısadan vazgeçmek lazımdı.Ama koç bildiğini yaptı.71-67'den maç 71-70'e geldi.Son 48 saniye kala 1 sayıyla öndeyiz.Desteğin en yüksek olduğu dakikalar.Koç hayatımda gördüğüm en kötü hücumu çiziyor.Zaten içeriye kapanan Galatasaray savunmasına içeriden tek uzunla hücum etmek isteyince Ukic airball yapıyor.25.98 kala 1 sayı farkla öndeyiz.Biz de ıslığa devam ederken Galatasaray zorluyor ilk atış airball ancak ikincisinde Shipp -inanılmaz bir şans ile- çok zor bir atışı basket yapıyor.Galatasaray gibi takımlara balyozu indireceksin.Sonra bekler durursun kaçırsın diye.Galatasaray gayet iyi oynadı bize göre ve kısıtlı rotasyonu çok iyi değerlendirdi.Benim saydığım 3 üçlük attık biz.Onlar ise bayağı yüzdeli attılar yine bize göre.
Taraftarının en ateşliyici grubu dışarıda kalan bir takım salonda öksüz oynadığı bir maçı kazanamadı.Hiçbirine kızamıyorum çünkü suçlu taraftar.Umarım hiç 7.maç stresi yaşatmadan Abdi İpekçi'de şampiyon oluruz.Yakışır bize hakettik de.Unutmadan bu maç bir kez daha ortaya çıktı ki maç sonu oynamayı bilmiyoruz.Bir an önce bu konuyu aşmak lazım.
Saygılarımla
12 Haziran 2011 Pazar
Sevdamızı Yazıyoruz!
Blog yazmanın artık bir alışkanlık haline geldiği bugünlerde biz de bu akımın dışında kalmak istemedik.Daha önce bir iki blogda birşeylerler karalamıştım.Beraber yazacağım abimle en büyük ortak yanımız FENERBAHÇE. O yüzden şu andan itibaren objektif şeyler beklemeyin.Sadece sevdamızı okuyun :)
Blog "hadi yazalım" deyince yapılacak birşey değil.Gecenin bir vakti blogun ismi aklınıza geliyor ve açıyorsunuz.Tuhaf bir hikayeye sahip oldu bizim de blogumuz.Küçükten beri oynadığımız futbolu yazalım dedik.Türkiye'de atasporu olan Futbolu herkes biliyorsa biz de biliyoruz dedik.Ama Fenerbahçeliyiz biz bütün dallarda yazmamız gerek diye düşündük ve sonucunda hem Tribünde yanan Meşale kokan,hem de Fenerbahçeliliğin verdi anti-objektiflikle yazmaya karar verdik.
Umarım kısa sürede herkesin keyif aldığı bir bloga dönüşebiliriz ki ilk hedefte Salı Günü oynayanacak final serisi 5.maçı var.O maçla beraber başlayacağız yayın hayatımıza.Güzel bir iş olacağına inanıyorum.
Saygılarımla

